22 Eylül 2010 Çarşamba

Kat, Katıştır Beni Kendine

Kat, Katıştır Beni Kendine

şöyle...
saatlerden 00.01 olsun..
tümü senle ben yan yana, baş başa olsun
Loş bir ışık
aklı bi Hoş, bir aşık
derinden aşkına çakır keyf olayım
fevkalbeşer hareketlerde bulunayım
uçsun aklım üzerine atılayım,
güleyim, sırnaşayım
geel, geel seslerine geleyim
başımı göğsüne dayayayım
sıcacık sarasın, okşayasın, öpesin, öpesin, öpesin beni..
ince alemlere akayım, seninle birlikle bir ılık su olayım
billur şişelerden karşılıklı akalım
ahh, birbirimize
birbirimize karışalım
Tenimiz
aromamız, baharatımız,
 tadımız, kokumuz
Canımız, ruhumuz,
kalbimiz, duyum'umuz..

Katışsın birbirimize,
Gel ey
Kat, Katıştır Beni Kendine

Gel ey
Benim'im,
ılık enfes varlık
Gel ey bu nefis bir sana ayık

Uyuşuyor dilim,
keskinmiş karanfilim..
kendimden geçtim bilmem ne haldeyim
çok keskin bir koku var
Tarçın gibi, bergamut gibi,hanımeli ve yasemin
Zeytin yeşilim, sonsuz siyahım, can bordom

Bir boyalı palet var elimde, karıştırdıkça karıştırıyorum
Zeytin yeşilim, sonsuz siyahım, can bordom
Sürünüyorum renkleri tenime, parmaklarınla yayıyorsun
Her yanımı dolandıkça dolanıyorsun..
temas ediyor, sarınıyorum,
Bulaşıyorum, her zerrene bulaşıyorum

Durma,
Kat Katıştır beni kendine...

Sen,
Okyanuslardan derin..
Derin bakıyorsun
Turkuazsın, lacivertsin, yeşilsin, beyazsın !
Bulutsun, denizsin, topraksın
dalıyorum, en derinine dalıyorum, Yüzüyorum içinde
Sen her yanımda, varsın...
Su'sun sen, içindeyim,
tamamen, tamamen her yanımdasın!

Su'sun, hayat kaynağımsın
Bulutsun, her hayalimde varsın
Topraksın, Can kaynağımsın.

Topraksın!  Ölüp  derinine gömüleceğim tek yadigarsın.
İçinde şu bedeni çürüteceğim,
Öz'ümle sonsuzluğa gideceğim tek varlıksın...

Ne olur...
Kat,
Katıştır beni kendine...

.
.
.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

.

3 küçük balık yüzer durur karanlığın içinde,
Piyanoyu duyarlar mı? Ya notaları bilirler mi? Ben bilmem.
Balıklar ne bilir bilmem.
Yüzüp dururlar belli bir ahenk içinde,
Çok sığ bulurum yaşamlarını,
Sıkıcı, sessiz, boş gerlirler bana.
Belki sadece biraz güzel.
Birazcık güzel görüntüdürler.
Dokunamazsın, sevemez tutamazsın.
Bir nebze sohbetine katılmazlar. Ancak yüzer dururlar ahenk içinde.
renkli renkli.
Ne karmaşık hayatım vardır benim.
Anlayamam balıkların, oradan oraya boş boş gidip gelmelerini.
Aslında kendimin de boş boş oradan oraya gidip geldiğini..
Anlayamam.

En azından ahenk olsa, hani şu balıklarda ki bahsettiğim ahenk.
Bende o ahenkte yoktur ki, koşturup durmalarımda.
Genede sıkıcıdır şu balıklar, orada olsalar da olmasalar da olur.
Ne anlamı var ki?

Peki ya onları seyre dalışımı nasıl açıklayacağım kendime?
Yada yüzüşlerinin bana ilham katmasını..
Güzel görüntünün gözlerimden geçip ruhuma dokunuşunu.
Bir parça estetik doyum.


Huzurda veriyorlar he sanki biraz.
Hayatta ki en sevdiğim şey olan , huzur...
huzurdan, bir parça...

Müzik ve ahenk, renkler ve hareket.
Estetik ve duyum. Derin siyahlık ve sonsuzluk.
Alan ve boyutlar sonsuz.
Nitekim gidilebilitesi sonlu.
Hudutlu, hudutlarla dolu bir dünya.
Hem balıklara, hem bana.

Yalnız zihnime döndüğümde, gözlerimi açıp yada kapatıp
sadece düşündüğümde, yoğunlaştığımda farkındayım.
Farkında olunsun, gerçekten yaşamayı farketsin o,
sen, siz, onlar...
İsterdim.
Ben farkındayım...
Ama esas farkında olmadığım onca şey olduğunun...
Farkındayım.


Hiç bir şey boşuna değil, hiç bir mahlukat boş değil.
Aklımı ulaşmaya çalıştırıyorum, kalbimi sevgiye açıyorum,
ruhumu keşfe yolluyorum;
Boyutlara, yaşamlarıma, kişiliklerime onu seyahate çıkarıyorum.

insan,
sonsuz iştahlı,
doğrusu onun sınırları ancak yaratıcıdan az,
olabilecek kadar çok.
Ah Ruuhum...
Çok açım, 
çok.